Ocak 04, 2010

Önemli Duyuru: VEDA


Sevgili tiyatroseverler,

Yeniliklerin yılı olmasını dileyerek başladığımız 2010 yılının bu ilk günlerinde sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Vakit ayırıp okuyabilenlere şimdiden çok teşekkür ederim. Şu an itibarıyla okuyamayanlar da sonraları okuyabileceklerdir, çünkü tarihin bunları kaydedeceğine dair inancım sonsuzdur.

Hepinizin hayatında olduğu gibi benim de hayatımda çok önemli olarak nitelendirdiğim dönemler olmuştur. Benim için bunlardan en önemlileri şüphesiz 1974 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı Piyano bölümünde başlayan müzikli yolcuğum, 1989 yılında YÜO (Yıldız Üniversitesi Oyuncuları) ile birlikte tiyatro ve tiyatro müziklerine ilk adımları attığım günler, ve tabii ki tiyatroya gönül vermiş bir kardeşim olan Murat Altınok ile gönül ortaklığımız ın başladığı 1999 yılıdır.

10 yıllık bir süre içerisinde Murat Altınok ile birlikte yaşadığımız üretim sürecinde, birbirini gerçekten anlayan iki dostun karşılıklı beyin fırtınalarının hayal gücünü nerelere taşıyabileceğine bizzat yaşayarak şahit oldum.

Değişmez ikili olarak inancımız, özünde ‘değişkenliği’ hedefleyen bir yapının temelini atmaktı. Nihayetinde resmiyete dökmeden inancımızla kurduğumuz, ona vaktimizi, fikrimizi, duygumuzu, hayallerimizi, özel hayatımızı hiçe sayarak geceler boyu, haftalar boyu, aylar boyu, yıllar boyu gözlerimizin ferini, göz yaşlarımızın tuzu ile birleştirerek yaptığımız harç ile ana temellerini attığımız bu tiyatro gemisi, yelkenlerini ‘Egemen Bostancı-Melih Kibar’ ruhunun üflediği rüzgarlarla doldurarak 2000 li yılların ikinci yarısına kadar ilerledi.

Murat Altınok ile birlikte kendi öngörü ve insiyatiflerimize göre şekillendirdiğimiz özgün senaryo-müzikler ve şarkı sözleri, 2000 li yılların ortalarında çekirdek ekibimize dahil olan Tuba Baver’in kostüm yapımındaki hızlı gelişimi ile sağladığı görsel katkılarla ve tabii ki özündeki ‘değişim’ felsefesi ile oluşturulan oyuncu kadrolarının da toplam emeği ile, bu fedakar süreç içerisinde Maslak TİM sahnesine kadar yükselmemizi sağlayan bir portföy ortaya çıktı.

Bu portföyde şarkı sözlerini yazıp müziklerini bestelediğim

Deli Dumrul
Uzaylı Zekiye
Bremen Mızıkacıları
Güzel ve Çirkin
Danseden Prensesler
Gökkuşağının Sihri
Periler Ülkesi
Denizkızı

Yine söz ve müziği ile katkıda bulunduğum
‘Karagözlü İbiş’

Müziğim ile katkıda bulunduğum
‘Karagöz ile Hacivat’

Yalçın Tura’nın orinjial bestelerini revüze ederk katkıda bulunduğum
‘Keşanlı Ali Destanı’

Arasında kendi sözlerime de yer vererek katkıda bulunup müziklerini bestelediğim
‘Kuşlar’

gibi birçok müzikal tadındaki çalışmalarımla Altınok Tiyatrosu çatısı altında beğenilerinize hitab etmek için çalıştım.

İşte biz bu şekilde, 1999 yılında Kadıköy Halis Kurtça Gösteri Merkezinin soğuk ve loş otoparkında, tiytroya hevesli amatör bir gurupla Deli Dumrul oyununun provalarını yaparak çıktığımız yoldan, 2008 yılında Maslak TİM Sahnesine kadar yürüyebildik.

Manevi değerlerinizin maddi getirilerden kat be kat fazla olduğu, hatta sisteminizin yaşayabilmesi için birçok maddi fedakarlığa da ‘sabırla’ göğüs gererek yaptığınız üretimlerinizi, yıllarca emek verilmiş özel bir dostluk hatta kardeşlik ile toplamayı denerseniz, bu toplamın neredeyse garantisiz ortalama bir insan ömürünün üçte birine denk olabileceğini görürsünüz.

Ne var ki, yeni yelkenler ‘dikerek’ yeni bir ‘gemicik’ yaratma hırsıyla özellikle son 2 yıldır, idealler ile çizilen rotanın artık değişmesi gerektiğine inanan ‘yeni zihniyet’, bunca yapılan işi ‘iş’ gibi görmeyerek beni profesyonel(?) olmamakla suçlamaya başlamış, belki de uzun yılların yüzüsuyu hürmetine kendisine dürüstçe ‘Sen bu çarka fazlasın ! Artık git!’ diyecek cesareti bulamadıkları için, bunu bir onur savaşı haline getirerek bu zor kararı verme cesaretini de benim göstermem beklenmiştir.

Sonuç olarak bu yeni sistem, böyle bir müzik işçisini de, her çivisinde parmak izi bulunmakta olan ekmek teknesini terketmek zorunda bırakmıştır.

Bu yeni zihniyet, özellikle son bir yıldır Maslak TİM Sahnesi başta olmak üzere sayısının hesabını bile tutmadan, en küçük miktarını dahi tenezzül konusu yapmadan, önce oyuncularının hakkını alması gerektiğine olan inancı ve dürüstlüğü sebebiyle talepte dahi bulunmayarak birçok oyundan alması gereken paraları yeniden tiyatroya kostüm ve dekor malzemesi olarak geri dönmesini kabul ederek çorbaya tuz olarak katmayı önermiş ve bunu tercih edebilmiş bir gönül ortağına, yıllarca hibe ettiği emeklerinin karşılığını bu şekilde vermeyi uygun görmüştür.

Bu şartlar altında, yeni belirlenen rotanın, başında ulaşmayı hedeflediğimiz kara sularına varamayacağına inandığımdan, 03/01/2010 Pazar günü saat 12:45 itibarı ile Altınok Tiyatrosu ile yollarımı ayrımış bulunmaktayım.

Alaaddin’in Sihirli Lambası adlı oyun ve yakında sahnelenenecek olan Güzel ve Çirkin adlı oyunun müzikleri ile bir ilgim yoktur.

Bu macerada şu an bulunduğum noktayı daha yola çıkarken edindiğimiz ‘değişim’ ilkesinden aldığım bir pay olarak görüyorum ve kendi sanatımın kazanımı olan her ne ise o en güzel tesellidir diyorum.

Tüm oyuncu arkadaşlarımı sevgi ve saygılarımla kucaklıyorum ve onlara ömür boyu başarılar ile süsleyebilecekleri bir gelecek , ruhlarını kaybetmeden ve hayatları boyunca ‘her kim olursa olsun’ kendi ruhlarını kaybettirip özlerini unutturmalarına izin vermeyerek hedeflerine ulaşabilecekleri sağlam temeller ve idealler diliyorum.

Sözlerimi bitirirken diyorum ki:

Günümüz şartlarında görürüz ki, herkes herşeyi yapar olmuştur. Göreceli bir hobi aktivitesi olarak herkes bir müzik enstrumanı çalabilir. Herkes resim yapabilir. Herkes şarkı söyleyebilir. Herkes tiyatro yapabilir. Herkes heykel yapabilir. Bundan para da kazanabilir. Bu elbette kötü bir şey değildir. Hatta çoğu zaman başarı olarak ta nitelenebilir.

Ancak yapılan her ne ise, onu bir kimlik olarak diğerlerinin arasından sıyrılabildiği noktaya ‘sanat’ denir. Sanatta kibire yer yoktur. Sanatta gıybete yer yoktur. Sanatta ayrımcılığa yer yoktur. Sanatta kıskançlığa yer yoktur. Sanatta sömürüye yer yoktur.

Sanatın bir bedeli olmadığı gibi ucuza da sanat yoktur.

Hırsla biraz karnınız doyabilir. Ancak hırsla sanat yapılmaz.

Vel hasıl kelam, ‘yok’ dediğimiz başlıkların toplamında diyebiliriz ki sanatta sabır vardır.

Bu bağlamda gelecek yıllarda Altınok Tiyatrosuna sabır dilerim.

Tüm tiyatroseverlere sevgi ve saygılarımla.

Tarih:03/01/2010 Pazar

EMRE ÖNBAYRAKTAR

Aranjör-Besteci-Prodüktör /
1974-1983 İstanbul Belediye Konservatuarı Piyano Bölümü
Mimar /
1988-1994 Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder