Aralık 27, 2009

Çırpı

Tanrı'nın verdiği bir can
Kedigillerdense ruhumuz
Altına koyduğumuz sekiz denden

Bir yazar bulup kendimize,
Hakimiyet kokulu silgisine mahkum ederiz
Sevgimizin can damarında dolaşan aşkı

Her hakim oluşu bir silgi darbesi
Hakemi kadın, vargısı aşk
Bir bedevi derbisi

Velhasıl seyirci olur kılçık bekçisi kediler
Tekiri, sarman sarısı
Tanrı okşar Azrail'in attığı tokadı

25/12/2009
Emre Önbayraktar

Kasım 04, 2009

Gidiyorum

Kapına bir şiir bırakıyorum
İsimsiz, başlıksız
Dopdolu bir boşluk içi

Kapına bir ben bırakıyorum
Uykusuz, yorgun
Boşlukla dolu

Kapına söylenmemiş sözler
Kapına uyunmamış yorgunluk erteleri
Kapına içimin yankısı
Kapına şimdimin yarısı

Telaşlı damlalar da ödünç aldım gökten
Onlardan bırakıyorum
Yarısı benim
Yarısı kapına

Yolum uzun ama kısa
Kapında ben
Boşluğumsa yolda
Gidiyorum artık
Bekleyen bir uykusuzluğum var
Kapımın ardında


emre önbayraktar

Ekim 16, 2009

evet / hayır

Hayır hayır...
Sigara içen kadınları rahat öpebilmek için başlamadım sigaraya aylar sonra...
Zaten başlamış ta saymıyorum kendimi..
Kısacası derdim ne sigara, ne de sigara içen kadınlar.
Herşey fazla geliyor bazen.
Bazenler sıklaşıyor.
Sımsıkı sarıyor bedenimi tutuşmaya hazır tütün gibi.
Beni içiyor hayat.
Yandıkça yazdıklarım kül
Yandıkça söylediklerim duman
Tablası toprak ana
İtekleneceğim yer
Karışacağım hava
Evet evet...

e.ö

Eylül 28, 2009

Hoşgeldinin vedası

Buraya geldiysen dünyadan uzaktasın
Geri dönüşün ise bir o kadar yakın
Zaten sonsuza değin kalamazsın
Alacağını al ve git herkes gibi
Gün doğmadan gitmelisin
Ve doğmadan gelmeli
Karanlığın kanatı
Uçurmalı seni
Aydınlığa
Güle
Güle

emRe önbayraktar

'Ara'da Bir

Mis Sokağın önündeki çöpleri ezerken
karışmışmıyımdır acaba
dördüncü beşinci katlardan birine gizlenmiş
bir deklanşörün yıllar sürecek hapsine

Bekar Sokağa ilk girişimizde belki
ya da başka bir köşesinde İstiklal'in beraberce

tut ki bir fotografta yakalandık
ve hiç bir önemi yok hangi tarafındayız
birbirimizin
gerçek çünkü
bir parmak ucunda dondurulan
an kadar gerçek

tut ki arada bir sokakta
arada uğradığın bir mekanda
asmışlar koca koca
cam kenarlarına

işte öyle arada derede bir yerde
sevgilinin gözlerinden ayrılan gözler
takılır ya duvarlara arada bir

tut ki denk gelmişiz bir bakışta
kolkola yakalandığımız bir fotografta
kalabalığın içinde
biryerlerde

uyuna kalınmış bir masal eşliği gibi
sevdiğinin dizlerinde okunan
yazdığı şiirindeki dizelere
ilham olmuşuz bir şairin
henüz bizi tanımadan

tut ki bir fotografta yakalandık
ve hiç bir önemi yok
el ele miyiz değil miyiz
gerçek çünkü
mutluluğun gözdeki buğusu kadar
gerçek

arayan gözlerin aradığı
gerçek kadar
gerçek

okusunlar diye bu arayıştaki gerçeği
Ara'da (bir) yazılan sözler kadar.


4/11/2008
Emre Önbayraktar


(ARA GÜLER'in İstiklal caddesindeki Ara Cafe adlı mekanına ithafen yazılmış kendisine elden hediye edilmiştir.)

Gaz-zede



Emekliyor duygular sabah sabah
Hayatlar doğuyor yeni bir güne

Gazeteler etine dolgun
Kanlı gözyaşlarıyla anaların yüzleri

Boğaza doygun gözleriyle martılar ekmeğe
Gazze'de insansız uçaklar beşikteki bebeğe pike yapıyor

Binleri, onbinleri, milyonları tavliyor yalanlar
Sabırla bekliyor kabirlerinde yatanlar

Gaz maskeleriyle hergün yeni bir baloya davetli
Üşümek nedir bilmeden her gün yananlar

Fosforlu bahçeleri vardır çocukların orada
Hiç sıkılmaz geceleri bile misket oynarlar

Bir gözleri yaşlı bir gözleri yok
Koca koca bombalara karınları tok

Kıvranır elleri ve mor mor dizleri
Sulanırken yine bir şairin sözleri

Boğaza doygun gözleriyle martılar ekmeğe
Gazze'deki çocuk postaldaki tekmeye talim
Beyaz kanatları bir çırpıda soruyorlar;
'Ne olacak halin?'

Üzülmeyin ey canlar, gerek yok!
En mutlu çocuklar Gazze'de ölür

Anne karnında vurulur gözü

Henüz yaşı bile yok


8 Ocak 2009 perşembe
Emre Önbayraktar

Rüzgarüstü İstanbul

Dal kıpırdamıyor da sanki
Apartmanları, tepeleri kudurmuş
Bir akşam rüzgarüstünde kanatlandı
İstanbul

Gözleri tepelerinden bakarken
Ciğerleri boğazından soluyor
Kulakları parçalayan bu ses
Kimin ruhuna huzur verir...
Böyle bir çelişkiyi kimler sever ya!

Hayaletler...

İstanbul'da bir rüzgarüstü akşamı
Hayaletler tutmuş köşe başlarını
yol gösteriyor
Hiç bir çilingir açamaz sofralarına
varan kapıları

Sofraları uzun uzun
Tabakları tepeleme hüzün
Tabakaları gül beyazı duman
Herkes ev sahibi misafirlikte

Rüzgarüstü bir akşam
İstanbul öyle bir eser ki onlar toplanırken bir araya
Boğazından solur

Yedi gözlü İstanbul
Tepelerinden bakarken yattığı toprağına ağlar

Hayaletlerin hayali de gerçeği de işte bu rüzgar

O kadar çok hayalettim ki
korktunuz
O kadar çok hayal ettim ki
Gerçekliğiniz gitti
Bir de baktım yoktunuz
Ne İstanbul
Ne sen


23/11/2008
Emre Önbayraktar

İlk


Neden üzüldüm ki gittiğine bu kadar
Aşk deme bana
Aşk, sessizliğinde kendini anlatabilendir
Sen inanmazsın ona

O zaman şimdi,
Siyahına bürünme zamanı kaçışlar senin
Aşkla sürünme zamanı kalışlar benim
Aşka henüz sürünmeden üstelik

Eh..bu da bir ilk



Emre Önbayraktar
21 Mart 2009
saat 03:06

Kül ve Gül

İstanbul sisliydi bu sabah
Yanan kalplerin isli soğukluğu yanaklarımda
Yangın sonrası bir dumanı soludum sanki
Sabah esintisinde savrulan herşey
Yangınlardan arta kalan
Bir avuç kül gibi

Martılar evsizdi bu sabah
Serçeler de öyle

Denizkenarında misafirsiz yasaklı çaybahçeleri
Yalnızlığı büyütüyor
Örülü duvarlar ardında
Kapısız, ışıksız, sessiz
Ama kokun hep var
Bir avuç gül gibi


2 Nisan 2009
Perşembe
08:17

Emre Önbayraktar


Yüz yağmurları

Saatler var dinmedi gözlerim
Yazılanlar hecelerinde yankılandıkça
Kulaklarımda çınlar sesin

Siz aşkın ipeksi dokunuşları!

Sesinizde kısıldıysam
Sevmekten de vaz geçtim demedim yani

Aşkımızın o büyülü akşam üstleri bitti belki
Ama yeniden doğar üzerimize bir akşam güneşi

Martılar el ele verip karşı sahile uçar yine önümüzden
Yağmurda ıslanan ahmaklar oluruz yine
Ara sokaklar yine çöp kokar
Ve bir dilenci kız kalem satar yine

Üzerimize çokça döküldü yüz yağmurları
Yakındır bahar


Emre Önbayraktar
19/04/2009


Sen de mi Shakespeare !

Martılara selam söylemiştin ya
Bir de, serçelerin saklandıkları yere

Şimdi bakıyorum da,

Ne köpüklerin karartılı kudurganlığını sakinleştirecek bembeyaz gövdeleri var, ne de fırsatçı kırıntılı cıvıltılar senfoniye dönüşebiliyor Poseidon şefliğinde.

Avrupa'dan Asya'ya bakarken gözlerim karanlıkta, beynimdeki tek kişilik bir Hamlet cüretkarlığını kıskanmış olmalı Cheov, hatta Aristophanes'i de ayartmış besbelli ki, martıları serçelerle birlikte saklamış böyle bir akşamda.

Sen de mi Shakespeare!

İstediğin kadar sakla kadınımı satır aralarına!

Juliet te benimdi sen Romeo'yu hayal etmeden çok önce.


26/11/2008
Emre Önbayraktar


Başlarken

Başlarken biter şiirler.




Yazmak iyidir.
Hafifletirken ağırlaştırır.

Kendini taşıyabilecek misin?
Yaz o zaman.

İlhamı bekleme boşuna.
Onun başı kalabalıkta.

Vesilelerin farkına var yeter.

Biten şiir bitmiştir, dokunma ona.
Ve başlarken biter şiirler.

Yaslarken başını dalmak üzere olduğun uykun gibi
ya başlamamıştır henüz,

Ya da boynundan akamayan yaşlar gibi
önceden içine ağlanmıştır.

Bir sevinçtir
Bir acıdır

Kuru okunur ıslak yazılır.

Yaşamaktandır.
Yaşatmaktan.


17/11/2008
Emre Önbayraktar


Çocukluğumda gömün beni

Çocukluğumda gömün beni çocukluğumda
Anlıyor musunuz

Kaç yaşımda ölürsem öleyim
Çocukluğumda gömün beni

Açık sarı saçlarımın uzunluğunca yatırın
Benden büyük arkadaşlarım örtsün üzerimi
Benden küçük kimsenin olmadığı
Benden çok hiç kimsenin sevilmediği çocukluğumda

Japon eriklerini bölüştüğüm yaprak kurtları
Neredesiniz!
Yapraklarınızın gölgesinde saklanan şevkatti annem

Beni ilk alfabeme götüren yollar
Ya siz?
Yüksek binalarınızın rütbesindeki koruyucuydu babam

Kardeşim
Şevkatli gölgelerde güvende dünyadan habersiz
Hatta o bile doğmadan önceki çocukluğumda

Kum bahçemdeki nemli kalelerin manzarasında çomak sokup dağıttığım uçan karıncaların yuvasında yankılanan ve geceleri uykumda ninniye dönüşen o tren raylarının monoton seslerinin, bir ikindi ezanına karışmışlığındaki çocukluğumda

Yağmurlu ağaçların altında aşkı beraber kovaladığım dost
Ve bir diğeri daha hakkını yiyemediğim
Ve birkaç diğeri daha, çok sevdiğim

Dut ağaçlarından çaldığım bahçeler
Çatısından atladığım bir güvercin peşi
Ve sapanla ilk öldürdüğüm kuştan önceki çocukluğumda

Bir Ramazan sahurunda kırmızı patikleriyle tahta masaların altında dans eden küçük kız Rana'nın gözlerindeki beni umursamazlığını farkedişimden önceki çocukluğumda

Mide bulantılı bir lodos sabahında karaya vurmuş ve kokuşmuş dört günlük yosunların üzerine, aynı anda arkamızdaki havaalanına inip inip kalkan uçaklar gibi konup konup uçuşan sineklere saldıran gümüş balıklarının peşindeki çocukluğumda

Bir dedem sağımda bir dedem bağrımda
Kolalı örtüleri serilmiş raflara ait 2 kuklanın, babaannemin gece lambasındaki gölge oyunundan geriye kalan ve henüz hiçbiri ölmeden önceki, hatta ben doğmadan önceki çocukluğumda

Çocukluğumda gömün beni
Toprağımda bir çocukluğum var yürüyecek
Bekliyor yaprak kurtları
Daha nice çocuklar
Japon erikleri yiyecek


02/02/2009
Emre Önbayraktar

Sevişen şiir

Şiirler!
Bir yeninize daha soyunacağım az sonra
Yine sömürecek bedenimi kelimeler
Şiddetli bir sevişme öncesi oynaşmalardayım

Çıplak bir kağıdı kazıyacak
Parmak uçlarımın arasında
Kıstırılmış sert bir kalem

Dövme gibi yapışacak boşluğa
Okundukça kalacak
Okunmadıkça hiç unutulmayacak

İleri geri hareket ettikçe kalem
Devam edecek sürtüşmeler
An gelecek duraklayacak düşünceler
An gelecek duraksızca sürüp gidecek

Boşaldıkça boşalacak vel hasıl kelam.

Soyundum
Kelimeler gelin!

emRe Önbayraktar
24-Temmuz-Perşembe-2008

Hiçbiriniz herkes olmadı

Gözünüzden bana ne aşk görmek için
Sevdalı yüreklere onlar çok gelir
Bakışlar hatıradır işte bu yüzden
Hiçbirzaman hiçbiriniz herkes olmadı

Gizli gizli kaçmak mı bana yakışmaz
Beklemekse yolları bu aşk sayılmaz
Gittiysem de hep kaldım işte bu yüzden
Hiçbirzaman hiçbiriniz herkes olmadı

Geçmiş yok gelecek yok sevda çölünde
Çok yeminler edilir hep dönülür de
Kin kusamaz aşıklar işte bu yüzden
Hiçbirzaman hiçbiriniz herkes olmadı

Nefeslerdeki sihir nasıl bozulur
Akislerde sesiniz hep çınlıyorken
Kalbime mezar kazılır işte bu yüzden
Hiçbirzaman hiçbiriniz herkes olmadı

Var bir Hikmet bu şiirde böyle yazıldı
Emre Önbayraktar

Siyavi

Bu sözler seni tanımadan yazıldı
Sadece siyaha alışkanlığından mavinin
Bir de sana yakışmışlığından

Mateminde düşünülmeden yazıldı
Mabedinde düşünülenlerse
Bir şairin gizinde

Siyahın kadifesidir seninkisi
Acıtmaz, sıkmaz, bunaltmaz
Dingindir senin siyahın

Üşütmez
Sarmalık bir sıcaktır
Gülüşün gibi
Ya da her ne gizli ise ardındaki

Sığınmalık bir karanlık
Sürekli değil belki
Bir kaçış ama anlık

En mavi
Derinlerde siyah olur
En siyah
Mavilerde sen

Sadece siyahla karışmışlığından mavinin
Bir de sana yakışmışlığından
Yazdıklarım bu yüzden


Emre Önbayraktar
23 Ocak 2009
Cuma

Şiirsiz

Şiirsizim bugün.

Kelimeler, sulu ve gözleri bulutlu bir havanın saklı neminde.
En güzel kokular sıcak bir çayın deminde.

Alaca bir karanlık üzerimize sindi.
Peki ne olacak şimdi?

Bir akşam simidi tadında soyguna gider açlıklar.
Bir sahil koyunda düşüncelerin koynuna giren aşıklar
hangi koyda hangi oyundalar?

Kilitli kapılar açılınca beklenmedik bir özgürlüğün korkusuyla
köşesinden kıpırdayamamış bir kuşun tedirginliği kaplıyor kalpleri.
İşte budur bir bir yok eden yağmurdaki harfleri.

Sonunda sıfır sıfır berabere şiirsizim bugün.

Ne o!
Henüz düşmemiş son bir damla daha mı var!

Düşüyor mu ne..?

Oluyor mu ne...?

Yok yok...

Şiir sizin bugün.



Emre Önbayraktar
27 Eylül 2008
Cumartesi

Tuvaldeki şiir


Sensizlikten yapılı
Kelimelerden çizili
Bir yağlıboya esintisi
Boğuyor fonu masmaviye

Gökyüzünden kırık aşk parçaları
Üzerine yayılmışlar parıl parıl
Mani olamıyorum seni düşünmeye
Bu kayboluş daha beter boğuyor

Gök kubbe paramparça oluyor bugün
Benden götürebildiğin sadece yüzün


21 Haziran 2009
emre önbayraktar

Yabancı


Tanımadığım bir kadın ol bu akşam
Kendine bir isim ver yeni baştan
Ben sensizliğe bölünürken
Her parçama birazcık sen dol
Şehir sessizliğe gömülürken
Hanemdeki ay gökyüzünde misafir
Gel de bir Ege türküsü ol kulağımda

emre önbayraktar
02/08/2009
pazar

Asılı

Boşlukta asılı düşüncelerin dağılmışlığında
parçalara dağılmış boşlukta asılı bir adam.
Kim çekti her seferinde altındaki sehpayı
her sefere çıkışta fırtınalı limanlardan.

Huzur yok sana huzurlu koylarda huzur yok.

Lanetli aşkların vehametiyle yanarken
güneşin gözyaşlarındadır ancak tesellin.
Daha da yakar her yakarışta.
Daha da batar her değişte her ağlayışta.

Her deyişte bulamadığın, ok gibi saplanan harfleri
ayıkla teninden ki bir bir, bir feryadı yazabilesin.
Ve böylece boşlukta asılı kelimelere bir yenisini daha ekleyip
kendini yeniden asabilesin.

Yalvar yakar ki bir fani daha tekmelesin
ayaklarıyla altındaki sehpayı şimdi.
Ve dua et ki bir gün sen de ölebilesin.

emreönbayraktar
22 Eylül 2008
pazartesi

Pusula

Ben kuzeyi severim
Kuzeyden ağladı mı adam
Güneyde yağmur olur
Adam gibi ağlamalı ama

Serin olur kuzey
Soğuk olur, kıştır
Buz keser adam
Adamı da buz

Yollarım kuzey yıldızını gösterir
Kuzey yıldızı güneydekilere yollar
Batıdakilere yollar
Doğudakilere yollar

Aşk donar kuzeyden
Aşk döner kuzeyden
Dünya döner aşktan

Kuzeyden ağladı mı adam
Adam gibi ama
Güneyde yağmur olur
Yağmur olur kar


emreonbayraktar
28 Agustos 2009

İstanbul'a

Genç yaşlarımız aktı gözümüzden
Göz yaşlarımız
Yaşlandık

Aşıkların parkında
Parası bitti aşkımızın konaklamaya
Yollandık

Bankın birine sarhoşluk eden yolcunun
Çekmekte olduğu şarap gibi şişeden
Yıllandık

Ey boğazına gemiler kaçan şehir !
Sen söyle bu gemi nereden gelir
Buz gibi sesi derinden yankılı

Depremler yıkamadı da
Zindanlarda kilitlenmiş duygular
Yumruklarını vurdular kapılara
Öyle yıkıldı bu Bizans

Oyunları karıştı sahte kalplere

Bizim de karışır durur sesimiz
Yıllara
Yollara
Yaşlara
İstanbul’a


emre Önbayraktar
05/şubat/2006

Rüzgarın saçlarından üflediği beste


Kırmızının cinnet geçirdiği dudaklar
Akord kulağından lekeli
Kenarları bir çift bacak izi sıcaklığı
Saç renginden telleri

İnce bel kokulu viyolonselin
Parmak ucundan kapalı perdeleri
O besteyi çalıyor
Rüzgarın saçlarından üflediği

21/02/2009
Cumartesi
Emre Önbayraktar

Hayal-i hal

Hep bir hayali sevdim
Onlar ise hep gerçeği kıskandılar

Derinlerde uçmayı sevdim
Uzun nefeslerimi çaldılar

Beni ölümsüz sandılar

emre önbayraktar
02/09/2009

Eylül 07, 2009

gece


karanlık, bir komutan olup gelir
penceremden odama girer izinsiz
içtimada tam tekmil hazırız
ben, kendim ve ikimiz


07/2009/Perşembe

emRe önbayraktar